The Weepies - Little Bird harika bi şarkı. İzninle yayımlıyorum
tabiki mutluluk duyarım:)
bana tanrı satın al baba.sığınmak istiyorum artık,içimdeki boşluğu silkelemek, biraz olsun nefes almak.onlar gibi el açmak istiyorum.ama asla boyun eğmek değil.konuşsun benimle,dinlesin, gözyaşlarımı silsin dizlerine uzanayım bana masallar anlatsın.inanayım baba.
- Tagged
- urma
- Cine iubeste si lasa
bezen geçmişte minicik,ufacık bir anda tıkılı kalmak istediğiniz oluyor mu sizin de?bana cok oluyor.çocukluğumu deli gibi özlüyorum. ama işler yolunda gitmediğinden falan değil.özlüyorum işte.herhangi bir anında tüm yaşantımı harcamak istiyorum.safça beklentisizce sadece mutlu hissetmek.babaannemin dizlerine uzanmışım mesela.havadan sudan konusuyor benimle.saçımı okşuyor.uyumamı bekliyor gibi.sadece o an işte.sonsuza kadar sürüyor.sürsün yani.aşkmış kariyermiş paraymış pulmuş hayır ya sadece o anı istiyorum mesela.arınmak aslında tüm amacım.insanların pisliklerini bir kenara itelemek, görmek istemiyorum artık asalak insan etrafımda.güçsüz insana ,inançsız umutsuz insana tahammül edemiyorum.arının ya.arınmak! ah ne güzel bir kelime!
Los Angeles’ta bir partide, fazla alkol alan Jim Morrison’ın Janis Joplin’in karnına yüz üstüne düştüğünü ve bunun üstüne Janis’in acıdan ağlarken Jim’in kafasında viski şişesini kırdığını biliyor muydunuz?
(Source: naiftrek, via kaybedeninondegideni)
insan gene kendine kaçıyor.ne kadar gülse ağlasa tepinse uçsa hepsi kendine dönüyor.hiç bir zaman seçim şansı olmadı aslında.hep sandık.hep bir varsayımdı biz inanmayı seçtik.inaçsız olanlarımız, hayatla olan o ince bağı koparanlarımız dışlandı, şizofren oldu, sorunlu oldu.çok gülse sulu, cok ağlasa sorunlu ,ağlamasa taş kalpli oldular.sahi kim koydu bu kuralı?hayatı sevme kuralını, sürekli memnunmuş gibi davranma kuralını kim koydu hı?ben neden arınma derdindeyim ki mutsuzluğumdan? kim için? kime doğru görünmek için?bana kızıyorsunuz size içinizdeki o derin boşluğu her fırsatta hatırlattığım için.daha ne kadar kandırıcaksınız kendinizi.ne zaman barısıcaksınız kendinizle?korkuyorsunuz.kaybetmekten-yani bu yüzden kazanmaktan.savaşmaktan.kazımak için tırnaklarınızın olduğunun farkında değilsiniz.
“Ama sen bir şeyler söylesen ben anlardım. Söylemedin. Anlamlı anlamlı sussaydın en azından o bile bir şey demek olurdu. Olmadı. Bir sürü laf edip hiçbir şey söylememeyi nasıl başardığını hala almıyor yarım aklım. Şu an tek bir kelimesini bile hatırlamadığım bir dolu laf edip hiçbir şey söylemeden gittin. Senden geriye ara sıra hatırlayıp gözlerimin yaşarmasına neden olacak iç burkan bir çift laf bile kalmadı. Çok ayrılmalı elvedalı film izlemiştik oysa beraber. hiçbirinin sonu böyle bitmiyordu. Şöyle afili bir veda bile edemedik birbirimize. Kendine iyi bak böylesi ikimiz için de en iyisi türünden laflar ediyordun gider ayak, ben de bende kalan bir kaç kitabını en kısa sürede iade edeceğim türünden saçmalıklarla mukabelede bulunuyordum. Adam gibi ayrılmayı bile beceremedik, sanki işleri bozulduğu için yolları ayıran iki müflis tüccar gibiydik.”- Ali Lidar
“Yıkıntı, çöküntü anlaşılır bir şey değil. Herkes başka türlü yıkılıyor, herkesin biçimi farklı. Acılarımı, dondurma yalayarak yaşama becerisine sahip değilim, yanıp kavruluyorum. Ama bu külleri toprağa gömmeden önce, elbette savuracağım. Nereden baksan, inatçıyım. Savaşçı olamadım hiç. Çünkü savaşın, her şeye tenezzül ettiğini gördüm. Her yola, her silaha, her puştluğa. Savaşçı olmak yerine, inatçı oldum. Kırık dökük de olsam, inat gibi oturuyorum koltuğumda. Ne tenezzülüm var, ne arsızlığım. Eğer bir silah şartsa, tek silahım adalet. İçi adaletle dolu bir gözyaşı tabancası.”
sadece sığınmak istiyorum.gördüğüm kabuslardan kurtulmak.gerçek birşeyler olsun istiyorum.



